İTİRAZIN İPTALİ DAVASI: 
İtirazın iptali davası, takip konusu yapılmış olan bir alacağa borçlusunun itirazı üzerine alacaklı tarafından açılan bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içerisinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur.
Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın aslında mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder. (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 251).
İİK’nın 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davası bir süreye tabi olup alacaklı, bu davayı, itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde açabilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve borçlu tarafından yapılan itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
Bir yıllık süre içinde açılan dava, teknik anlamda bir itirazın iptali davasıdır ve ancak bir yıl içinde açılan davanın kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine, alacaklı, itiraz ile durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir.
Alacaklı bir yıl içinde itirazın iptali davası açmazsa, yaptığı ilamsız takip düşer. Fakat bir yıllık süreyi geçiren alacaklının, genel hükümlere göre alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Yani alacaklı, alacağı zamanaşımına uğramadığı sürece, genel mahkemelerde bir alacak davası açabilir. Ancak, alacaklı böyle bir dava sonucunda alacağı ilam ile eski ilamsız icra takibine devam edilmesini isteyemez; yalnız ilamlı icra takibi yapabilir.
ALACAKLI TARAFÇA AÇILAN İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDAKİ DAVA DİLEKÇESİ (İCRA DOSYASINDA VEKİL OLMASI HALİNDE) TAKİBE İTİRAZ EDEN VEKİLE DEĞİL, ASİLE TEBLİĞ EDİLİR.
İtirazın iptali davası genel hükümlere göre açılarak sonuçlandırılan bir dava olup bir şikayet yahut itiraz olmadığından icra dosyasında bir vekil bulunsa ve itiraz bu vekil tarafından yapılsa dahi yeni açılan itirazın iptali davasının dava dilekçesinin itirazı yapan vekile değil, asile tebliği gerekir.
Konuya ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2021/1 Esas, 2022/3 Karar sayılı, 03.06.2022 Tarihli kararı kısaca şu şekildedir:
“…İtirazın iptali davası ile yalnızca takip hukuku yönünden yapılan itirazın usulüne uygun olup olmadığı veya yerinde olup olmadığı değerlendirilmemekte, aynı zamanda takibe konu alacağın esasına ilişkin olarak da takibin haklı olup olmadığı değerlendirilmektedir. İtirazın iptali davasında verilen kararlar ise maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder.
O halde itirazın iptali davası genel hükümlere göre açılarak sonuçlandırılan bir dava olup, takip hukukuna ilişkin bir şikayet veya itiraz olmadığından, HMK’nın emredici nitelikteki 76, 119/1-ç, 122 ve 317. maddeleri gereğince dava dilekçesinin, icra dosyasında müvekkili borçlu adına itiraz eden vekile değil, asıla tebliğ edilmesi gerekir.”
Bunun yanı sıra itirazın iptalinden farklı olarak itirazın kaldırılması sürecinden bahsetmek gerekirse; vekaletnamenin icra dosyasına ibrazı ile bir bütün olarak icra takibinin sonuna kadar takip hukuku ile ilgili tüm işlemler vekile tebliğ edilir. İtirazın kaldırılması, borçlunun itirazı ile duran ilamsız icra takibine devam edilmesini sağlayan bir yoldur. İtirazın kaldırılması, itirazın iptali gibi genel hükümlere göre görülen bir dava olmadığından itirazın kaldırılması istemini içeren dilekçe asıla değil, borçlunun takip hukukuna ilişkin işlemleri yürüten vekiline tebliğ edilir.
ALACAKLININ İCRA DOSYASINDA İCRAİ İŞLEMLER YAPMIŞ OLMASI İTİRAZIN ALACAKLIYA TEBLİĞİ ANLAMINA GELMEZ.
Ödeme emrine itiraz, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak takip alacaklısına tebliğ edilmez ise kanunda öngörülen bir yıllık süre başlamayacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuya ilişkin 2017/949 Esas , 2020/621 Karar sayılı hükmü şu şekildedir:
“…Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, itirazın iptali davası, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gereken bir dava olup, açık kanunî düzenlemeye göre dava açma süresi itirazın tebliği ile başlar. Ödeme emrine itiraz, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak takip alacaklısına tebliğ edilmez ise kanunda öngörülen bir yıllık süre başlamayacaktır. İİK’nın 67/1. maddesindeki düzenleme dikkâte alındığında, icra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olmasının itirazın tebliği anlamına gelmeyeceği de açıktır.“
TEBLİĞ İLE ARANAN ÖĞRENME VE BELGELENDİRME UNSURLARI AYNI ANDA TÜMÜYLE GERÇEKLEŞMİŞ İSE BU DURUMDA İTİRAZ TEBLİĞ EDİLMİŞ GİBİ DEĞERLENDİRME YAPILIR.
Yukarıda her ne kadar icra dosyasında alacaklı vekilince yapılan işlemlerin itirazın alacaklıya tebliği anlamına gelmediğinden bahsedilmiş ise bu bahsi aşar boyutta olacak şekilde, alacaklı ödeme emrine itirazın tüm hukuki anlam ve sonuçlarına vakıf olduğunu ve hükümden düşürülmesi gerektiğini -örneğin, mahkemeye verdiği bir dava dilekçesiyle- bildirirse, bu durumda tebliğ ile aranan öğrenme ve belgelendirme unsurları aynı anda tümüyle gerçekleşmiş olacağından, bu dilekçenin verilmesi ödeme emrine itirazın tebliği hükmünde sayılmalı ve hak düşürücü sürenin de bu tarihten itibaren işleyeceği kabul edilmelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuya ilişkin 2018/602 Esas , 2019/218 Karar sayılı hükmü şu şekildedir:
“…Yerleşik uygulamada da bu sebeple ödeme emrine itiraz Tebligat Kanunu’nun düzenlediği şekilde alacaklı veya vekiline tebliğ edilmemişse, sair suretlerle itirazdan haberdar olunduğu ileri sürülse dahi hak düşürücü sürenin başlamayacağı kabul edilmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarihli, 2013/19-2415 E., 2015/2335 K. sayılı kararı).
Ne var ki, bu yönde tebligat kendisine yapılmamış olsa bile alacaklının ödeme emrine itirazın hükümden düşürülmesi için öngörülen kanuni yollara başvurabilir ve bu hâlde salt ödeme emrine itiraz alacaklıya henüz tebliğ edilmediği gerekçesiyle erken dava açıldığından bahsedilemeyeceği açıktır. Alacaklı, bu şekilde itirazın kaldırılması yönünde icra hukuk mahkemesine başvurduğunda, başka bir anlatımla, ödeme emrine itirazın tüm hukuki anlam ve sonuçlarına vakıf olduğunu ve hükümden düşürülmesi gerektiğini mahkemeye verdiği dava dilekçesiyle bildirdiğinde, tebliğ ile aranan öğrenme ve belgelendirme unsurları aynı anda tümüyle gerçekleşmiş olacağından, itirazın kaldırılması dilekçesinin verilmesi ödeme emrine itirazın tebliği hükmünde sayılmalı ve hak düşürücü sürenin de bu tarihten itibaren işleyeceği kabul edilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta da davacı alacaklının Mersin ….. İcra Dairesinin …. sayılı ilamsız icra dosyası ile başlattığı takip, davalı borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itirazı üzerine durmuştur. Alacaklıya bu itiraz tebliğ edilmemişse de alacaklı 09.11.2009 tarihli dilekçesi ile Mersin ….. İcra Hukuk Mahkemesinden (…… sayılı dosya) söz konusu itirazın kaldırılmasını talep etmiş, eldeki itirazın iptali davasını ise 09.09.2011 tarihinde açmıştır. Hâl böyle olunca yukarıda yapılan değerlendirme ve varılan sonuca göre İİK’nın 67. maddesinde öngörülen bir yıllık sürenin itirazın kaldırılması için icra mahkemesinde açılan dava tarihi (09.11.2009) itibariyle işlemeye başladığı ve itirazın iptali davasının hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığının kabulü gerekir.”
AV. ARB. NAZLICAN KARADUMAN